Ana içeriğe atla

Kayıtlar

art etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Moda Sahnesi'nde Hamlet Keyfi

Her hafta sanatsal bir aktivitede bulunmaya çalışıyorum. Bu haftaki aktivite köşemizde tiyatro vardı. Çok uzun süredir gitmek istediğim bir oyuna gitme fırsatım oldu. Oyun ne diyecek olursanız, Hamlet'e gittim ama bu öyle bildiğiniz Shakespeare (itiraf ediyorum yazılışına google'dan baktım!) Hamlet'inden değil, modern bir uyarlamasıydı Hamlet'in. Herhalde Moda sahnesini duymayanınız kalmamıştır, hayır duymayan varsa çok ayıp! Anadolu yakasının en samimi sanat yuvası oldu dersek hiç abartmamış oluruz. Adamlar tırnaklarıyla yoktan var ettiler mekanı, çokta güzel ettiler! Geçen sene en son gittiğimden beri çok daha güzel bir yer olmuş. Pek bi contemporary havası var, bu kavramla ne kadar dalga geçsemde seviyorum bu tarzı :) Minimalist ve modern... He ayrıca çayları da çok güzel. Çayı güzel olan yerlere olan sempatimi bilmeyen yoktur herhalde. Neyse yazının konusu Moda Sahnesi değildi Hamlet'e dönüyorum... Yukarıda da dediğim gibi bu Hamlet başka Hamlet'lere benze...

Tiyatro: "Kurban"

Bir cuma akşamı aktivitesi olarak, Fatma ile birlikte Ahmet Mihtat Efendi salonunda Kurban'ı izlemeye gittik. Beykoz'da bulunan bu salona ilk defa gidiyordum ve çok heyecanlıydım :) Eskiden beykoza yakın bir yerde çalıştığım için hem iyi bildiğim hem de pek sevdiğim bir yerdir. Anadolu Hisarı, Migros'un hemen yanında çok güzel bir salonu var. Tiyatroda en ön koltuk sevdamı bilmeyen yoktur :) yine en önden bilet alabildim, salona girdik, aa ne göreyim sahne yüksekte duruyor ve en önden oyunu izlemek geçici boyun fıtığına yol açacağa benziyordu. Şöyle bir arkamıza baktık salon çok dolu değildi, bir hamle yapıp bir arka koltuğa geçtik, yerimiz süper oldu. Oyundaki gerilimi hissetmiş olmalıyımki, oyun başlayana kadar koltuk sahipleri gelecekte, yerlerinden kalkmamızı isteyecekler diye gerim gerim gerildim. Boş olan salon doldukça doluyor, benim gerilim arttıkça arttıyordu. Neyseki oyun başladı bir parça rahatladım :) Ama bu rahatlık çok uzun sürmeyecekti... Derkeeen oyun başl...

Tiyatro: "Ölüleri Gömün"

Bugün Fatma ile birlikte gittik bu oyuna, geçen seferki Çehov Makinası 'nın acısını çıkarma niyetindeydik. Birlikte ilk tiyatro çıkarmamızı yaptık, hele şükür :) İlk defa Cevahir'deki tiyatro salonuna gittim. Bileti internetten alırken, koltuk sayısının fazlalığı dikkatimi çekmişti ama yine de bu kadar büyük bir salon beklemiyordum. En önde oturma fırsatı bulduk baştan 6 ve 7 numaralı koltuklarda oturduk, fakat sınırdaydık diyebilirim. Salonda resmen kör noktalar vardı, sağdan ve soldan ilk beş koltuğun sahneyi nasıl gördüklerini pek anlamış değilim. O yüzden cevahir salon 1'de oyun izleyeceklere koltuk seçerken dikkat etmelerini öneririm. Oyuna girmeden oyunla alakalı biraz bir şeyler okumuştum, az çok konuyu biliyordum ama ilk girişte o kadar asker, ellerinde silahlar falan görünce biraz kasıldığımı itiraf etmeliyim. Oyunda olsa koca koca silahlar görmek insanı rahatsız ediyor. Amerikalı askerlerlerin savaş sırasındaki piskolojini, halkın, basının, iş adamlarının, k...

Tiyatro: "Çehov Makinası"

Öncelikle bu kalitede bir oyunu izlediğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Kendimi o kadar şanslı hissetimki, bu şansı tekrar elde edemem diye, dün oyuna yeniden gittim :) Fatma ile gitmek üzere sözleşmiştik ki, küçük bir karışıklıktan ötürü maalesef Fatma oyuna gelemedi, onun için çok üzgünüm, umarım en kısa zamanda görme şansı olur. Kime niyet kime kısmet dedikleri bu olsa gerek, oyuna Fatma yerine annemle gittik. Annem ilk perde de biraz sıkılsa da, ikinci perde de taşlar yerine oturunca, heyecan içinde gözünü kırpmadan izledi oyunu, oyundan çıktığımız da onun da büyülenmiş olduğunu gözlerinden anladım :) Oyunun özünde, Cehov'u anlamak... vardı diyebiliriz. Anlayabildik mi orası tartışılır ama oyundan çıkan herkesin, Çehov'u kurcalama isteğiyle eve döndüklerine eminim. Acılarla yoğrulmuş karakterlerin, hangi halat-i ruheyeyle yaratıldığı anlatılmaya çalışılmış. Oyuna bir kurgu, öykü beklenerek gidilirse derin bir hüsranla karşılaşırsınız, zira oyunun ana teması, Ölüm ...

Tiyatro: "Michelangelo"

Michelangelo Buanorotti 'nin,  Roma 'daki Sistine Şapeli'ni yaparken yaşadıklarını konu alan bu şahane oyunu, g eçen hafta izleme fırsatı buldum. Üsküdar Tekel sahnesinin küçük salonun da seyirciyle iç içe sergilenmekte. En önde oturma şansı bulduğum için kendimi oyunun bir parçası gibi hissettiğimden, oyundan daha fazla zevk aldığımı söyeleyebilirim. Oyuncu kadrosuna diyecek söz yok,  Atilla Şendil, Mahmut Gökgöz, Cemal Ünlü, Ozan Uçar, Tevfik Tarhal, Kemal Topal, Nurettin Özşuca, Çetin Demir, Onur Serimer, İpek Gülbir, Duygu Yürükçe, Arda Baykal, Utku Çorbacı , Merve İleri, Merve Bağdatlı, Gökay Müftüoğlu, Arda Tunaseli, Çetin Demir, Samed Silme, Mehmet Konu, Halil İbrahim Irklı gibi birbirinden değerli oyuncular. Atilla Şendil'in nasıl muhteşem bir oyuncu olduğunu ve sahne de nasıl devleştiğini gözlerimizle gördük. Ayrıca Atilla Şendil, yardımcı yönetmenlik görevi de yapmıştır. Şüphesiz oyunu izleyen herkes, kostümlerin güzellğinden büyülenmiştir, herşey en ince ay...

Film: "Rebelle (War Witch)"

Bu haftasonu festival filmlerinden Rebelle (Savaş Cadısı)'yi izleme fırsatım oldu. Filmi CKM (Caddebostan kültür merkezi)'de izledim, büyük salon kesinlikle şaheneydi ... Fantastik filmleri her zaman biraz tehlikeli bulmuşumdur, başarılı olması bıçak sırtıdır. Hayal dünyasının yansıtılması bazen filmi gülünç ve basit duruma sokabiliyor. Rebelle; bu ince cizgiyi, filmin bütününe sinen masumiyet havasıyla geçmeyi başardı. Her ne kadar gerçek bir öyküden esinlenilmiş olsa da, Rebelle konusu itibariyle biraz klişeydi. Fakat, büyücünün saf aşkı, komona'nun çocuksuluğu filmin klişe hikayesini masalsı bir hale getirmeye yetti. Sert çatışma, vahşet, savaş, şiddet sahnelerini, 12 yaşındaki bir kız çocuğunun gözüyle anlatarak izleyiciyi yormayıp, filmin içine çekip almayı başarmıştır. Afrika bölgesine ait ezgiler, yöre yaşanmından kesitler filme odaklanmayı kesinlikle arttırdı. İzleminizi tavsiye ederim.

Tiyatro: "Pandaların Hikayesi"

Oyuna malesef biraz geç kaldım. Perde ilk kapandığında, salona yaklaşık 20 dakika sonra girebildim. Metni beğendiğimi söyeleyebilirim, oyunculuklar da gayet etkileyiciydi. Ebru Özkan ve Caner Cindoruk güzel iş çıkarmışlar. Perde geçişleri birbirinden biraz kopuktu sanki, tabi bunda perde geçişlerinin çok fazla olmasının da etkisi büyüktü... 80 dakikalık oyunda, 9-10 perde geçişi var. Gerçi her geçişte, şimdi ne olacak düşüncesi de oyunun heyecanını arttırıyordu. Salonun çok fazla karanlık anı mevcuttu, baya zifiri karanlık :) Oyundan kopup insanın uykusunu getiriyor :) Ayrıca gereksiz yere ani ses değişimleri izleyeni rahatsız ediyor, kapı vuruluşları, bağırmalar vs ses çıkışlarında bir sıkıntı vardı. Tabi bunun yanı sıra Ebru Özkan'ın su gibi etkileyici bir ses tonu vardı. Animasyonlar gayet başarılıydı, oyunu klasik bir tiyatro sahnesinin ötesine geçirmişti. Dekor fazla sakildi, daha renkli bir sahne olabilirdi, sanırım sahnenin hareketini animasyonlarla vermeye çalışmı...

Tiyatro: "Testosteron"

Dün akşam Oyun Atölyesinde, Testosteron'u izledik. Her ne kadar konu ve konunun işleniş biçimi biraz yavan gelse de, oyunculuklar ve müzikler sayesinde hoş ve eğlenceli dakikalar geçirdim. Sahnede sadece erkekler bulunuyor ve konu kadınlar, ne kadar ironik değil mi :) Eski kadro tamamen değişmiş ve bir rivayete göre eski kadro çok çok daha güzelmiş.. Yeni kadroda da pek çok ünlü oyuncu bulunmakta, Gürkan Uygun ve Gökhan Yıkılkan'ı pek eğleceli bulduğumu söyleyebilirim. Eğlenceli vakit geçirmek isteyenlere tavsiye ederim.